Labrys’ten Fasces’e Bir Sembolün El Değiştirmesi

—

5–7 dakika

“Balta bir aletken ne zaman sembol oldu?”

Belki de mesele tam burada başlıyor. Çünkü bazı nesneler, insanlık tarihinde hiçbir zaman yalnızca işlevleriyle var olmaz. Bir taş sadece taş değildir; bir kap sadece kap değildir; bir el işareti sadece el değildir. Aynı şekilde balta da yalnızca kesen, parçalayan, biçim veren bir araç olarak kalmamıştır. Çok erken dönemlerden itibaren güçle, kurbanla, ritüelle, tanrısal otoriteyle ve devletin cezalandırma yetkisiyle yan yana düşünülmüştür.

Bu yüzden baltanın hikâyesi aslında bir nesnenin hikâyesi değildir. Onu taşıyan ellerin hikâyesidir.

Bir dönem tanrıçanın elindedir. Bir dönem fırtına tanrısının. Bir dönem Roma magistratlarının önünde yürüyen liktorların. Bir dönem Mussolini’nin siyasal hayalinin. Bir başka dönemde ise Amerika Birleşik Devletleri’nin kamusal mimarisinin sessiz ayrıntılarında karşımıza çıkar.

Aynı nesneye yakın bir biçim: balta.

Ama her çağda başka bir anlam.

Labrys, yani çift başlı balta, Anadolu ve Ege’nin eski sembol dünyasında ritüelin, kutsal gücün ve otoritenin işareti olarak belirir. Kelimenin kökeni üzerine yapılan yorumlar bizi Anadolu dillerine, özellikle de Lydce ile ilişkilendirilen eski bir hafıza alanına götürür. Antik yazar Plutarkhos’un aktardığına göre labrys, Lyd dilinde “balta” anlamına gelir. Bu ayrıntı önemlidir; çünkü sembolün kendisi gibi kelimesi de Anadolu ile Ege arasındaki kültürel geçişlerin izini taşır.

Labrys’in arkeolojik ve sembolik yolculuğu, yalnızca bir formun yayılması olarak okunamaz. Bu sembol, farklı toplumlarda farklı anlam katmanları kazanarak hareket eder. Anadolu’nun erken dönem sembolik dünyasında balta; üretim, güç, kurban, dönüşüm ve kutsallıkla ilişkilendirilen bir nesneye dönüşür. Bir aracı sembole çeviren şey de tam olarak budur: gündelik işlevin ötesine geçmesi ve görünmeyen bir düzeni temsil etmeye başlaması.

Girit’te, özellikle Minos dünyasında, labrys çok daha belirgin bir kutsal anlam kazanır. Knossos’ta, mühürlerde, ritüel sahnelerde ve kutsal alanlarda karşımıza çıkar. Burada çift başlı balta çoğunlukla tanrıçalar, rahibeler ve kadın figürlerle ilişkilendirilir. Yani sembol yalnızca güçle değil; yaratıcı güçle, doğurganlıkla, ritüel otoriteyle ve kutsal düzenle birlikte düşünülür.

Bir kadının elinde tutulan çift başlı balta, bu bağlamda yalnızca bir nesne değildir. Dünyanın nasıl kurulduğuna, kutsal gücün kimler aracılığıyla görünür olduğuna dair görsel bir cümledir.

Sonra sembol yeniden Anadolu’da belirir. Ama bu kez başka bir elde.

Hitit ve Luwi dünyasında fırtına tanrısı Tarhun’un elinde çift balta ve şimşek gibi kudret işaretleri görülür. Karia’da ise Zeus Labraundos, çift balta ile birlikte tasvir edilir. Labraunda kutsal alanı bu açıdan yalnızca bir tapınak alanı değildir; sembolün el değiştirdiği, fakat tamamen yok olmadığı bir hafıza mekânıdır.

Girit’te tanrıçanın elinde duran labrys, Karia’da Zeus’un eline geçer.

Sembol aynıdır.

Ama onu taşıyan el değişmiştir.

İşte sembollerin tarihi çoğu zaman böyle işler. Biçim kalır, anlam yer değiştirir. Bir toplumun kutsal saydığı şey, başka bir toplumda siyasal otoritenin ya da tanrısal kudretin göstergesine dönüşebilir. Labrys’in gücü de tam buradadır: yalnızca eski bir baltayı değil, sembollerin nasıl göç ettiğini, dönüştüğünü ve yeniden yorumlandığını gösterir.

Baltanın sembolik tarihi labrys ile sınırlı değildir. Roma dünyasında karşımıza çıkan başka bir balta daha vardır: fasces.

Fasces, bir demet çubuk ve bu demetin içine yerleştirilen tek ağızlı baltadan oluşur. Roma’da bu sembolü liktorlar taşırdı. Liktorlar, yüksek kamu görevlilerinin ve magistratların önünde yürüyen görevlilerdi. Taşıdıkları fasces, devlet otoritesinin, düzenin ve cezalandırma yetkisinin görünür işaretiydi.

Burada balta artık tanrıçanın ya da fırtına tanrısının elinde değildir.

Devletin elindedir.

Bu dönüşüm çok önemlidir. Çünkü labrys daha çok ritüel, kutsallık ve kozmik güçle ilişkilendirilirken, fasces hukuki ve siyasal otoritenin dili hâline gelir. Roma’da fasces, yalnızca “güç” demek değildir. Aynı zamanda gücün nasıl kullanılacağına, kimin adına kullanılacağına ve nerede sınırlandırılacağına dair bir işarettir.

Balta demetin içindeyse, cezalandırma yetkisinin en sert biçimi temsil edilir. Balta çıkarıldığında ise bu yetkinin sınırlandığı, yurttaşın itiraz hakkının bulunduğu bir düzen hatırlatılır. Bu yüzden fasces, Roma’da yalnızca mutlak otoriteyi değil; otoritenin sınırla birlikte düşünülmesini de içerir.

Yani Roma için fasces, kaba bir şiddet sembolü değildir. Devletin beden bulmuş hâlidir. Kanun, düzen, ceza, disiplin ve kamusal otorite tek bir nesneye sıkıştırılmıştır.

Fakat sembollerin kaderi burada da sabit kalmaz.

Milano’nun Piazza San Sepolcro meydanında Mussolini, savaş sonrası İtalya’nın siyasal huzursuzluğu içinde yeni bir hareket örgütlerken antik Roma’nın fasces sembolünü yeniden sahneye çıkarır. Bu tercih tesadüf değildir. İtalyancadaki fascio kelimesi “demet”, “birlik” ve “grup” anlamlarına gelir. Latince fasces ile kurulan ses ve anlam ilişkisi, Mussolini’nin siyasal dilinde bilinçli biçimde kullanılır.

Mussolini, kendisini ve hareketini Roma’nın devamı gibi göstermek ister. Antik Roma’nın ihtişamı, disiplini, askeri düzeni ve imparatorluk hafızası, modern faşist hareket için güçlü bir görsel kaynak hâline getirilir.

Ama burada sembolün anlamı radikal biçimde değişir.

Roma’da fasces, otoriteyi temsil ederken aynı zamanda onun sınırını da hatırlatıyordu. Mussolini’nin kullanımında ise bu sınır silinir. Fasces artık kamusal düzenin değil; zorla kurulmuş siyasal birliğin, disiplinin ve baskıcı iktidarın simgesine dönüşür.

Başka bir deyişle, Roma’da fasces devletin otoritesiydi. Mussolini’de ise otoritenin kutsallaştırılmış hâline dönüştü.

Roma’da sembolün içinde sınır vardı.

Mussolini o sınırı çıkardı.

Geriye baltayı bıraktı.

Bu cümle, fasces’in modern dönemde geçirdiği dönüşümü anlamak için önemlidir. Çünkü Mussolini sembolü yalnızca kullanmadı; onu yeniden yorumladı, büyüttü, çoğalttı ve neredeyse rejimin görsel imzası hâline getirdi. Küçük rozetlerden bina cephelerine, bayraklardan resmi törenlere kadar fasces her yerde görünür oldu.

Artık sembol, yalnızca geçmişe gönderme yapmıyordu.

Geçmişi bugünkü iktidarın hizmetine sokuyordu.

Ama fasces’in hikâyesi Mussolini ile başlamadığı gibi, onunla da bitmez.

Bu sembol, modern dünyada yalnızca faşizmle ilişkilendirilmez. Amerika Birleşik Devletleri’nde de fasces, özellikle birlik, düzen, cumhuriyet otoritesi ve kamusal güç anlamlarıyla kullanılmıştır. Kongre binasında, Lincoln Anıtı’nda, resmi mühürlerde ve çeşitli devlet yapılarında fasces motiflerine rastlanır.

Bu durum ilk bakışta şaşırtıcı görünebilir. Çünkü 20. yüzyıldan sonra fasces, Mussolini’nin rejimiyle güçlü biçimde ilişkilendirilmiştir. Ancak Amerika’daki kullanımın önemli bir bölümü Mussolini’den önceye dayanır. Burada sembol, Roma Cumhuriyeti’ne yapılan klasik göndermeler üzerinden okunur. Amerikan siyasal mimarisi, özellikle kuruluş döneminden itibaren Roma Cumhuriyeti’nin erdem, birlik, yurttaşlık ve kamusal sorumluluk fikirlerinden etkilenmiştir.

Bu nedenle fasces, Amerika’da uzun süre baskının değil; birlik içinde güç, devlet düzeni ve cumhuriyet otoritesi anlamlarıyla yorumlanmıştır.

Lincoln Anıtı bu açıdan çarpıcıdır. Lincoln’ün koltuğundaki fasces biçimli detaylar, onun yalnızca bir başkan değil, Birliği koruyan figür olarak temsil edilmesiyle ilişkilendirilebilir. Burada fasces, Roma’daki gibi disiplin ve otoriteyi taşır; ama Amerikan bağlamında bu otorite, bölünmüş bir ülkeyi yeniden bir arada tutma fikriyle birleşir.

Yani aynı sembol, Mussolini’de baskıcı bir siyasal birlik fikrine dönüşürken, Amerika’da cumhuriyetçi birlik ve devlet sürekliliği anlamıyla yeniden kodlanır.

Aynı sembol.

Farklı rejimler.

Farklı eller.

Farklı anlamlar.

Labrys’ten fasces’e uzanan bu çizgi bize şunu gösterir: Semboller hiçbir zaman yalnızca biçim değildir. Onları anlamlı kılan şey sadece neye benzedikleri değil, nerede durdukları, kim tarafından taşındıkları ve hangi iktidarın hizmetine girdikleridir.

Bu yüzden sembollerin tarihi, bazen medeniyetlerin tarihinden daha dürüst konuşur. Çünkü semboller yok olmaz; sadece el değiştirir. Bir çağın kutsal nesnesi, başka bir çağın devlet sembolü olabilir. Bir toplumun koruyucu işareti, başka bir rejimin baskı aracına dönüşebilir. Bir mimari detay, eski bir imparatorluğun hayaletini modern bir devlet yapısının içine taşıyabilir.

Semboller bu yüzden tehlikeli değil; güçlüdür.

Tehlike, onların nasıl kullanıldığını görmemekte başlar.

Bir baltaya baktığımızda yalnızca metali, sapı ya da biçimi görmeyiz. Onun ardında tanrıçaları, rahipleri, fırtına tanrılarını, Roma magistratlarını, liktorları, diktatörleri, anıtları ve devlet binalarını da görürüz.

Çünkü semboller yalnızca geçmişten kalmaz.

Geçmişi bugüne taşır.

Ve bazen bir sembolü anlamak için ona değil, onu tutan ele bakmak gerekir.

Sacred Sides of Anatolia sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin